Kadın Doğum Hekimliğinde Dava Edilmeyi Önleyici Yaklaşımlar ( Halil Aslan )

DOÇ. DR. HALİL ASLAN
İstanbul Kanuni Sultan Süleyman Hastanesi Perinatoloji Bölümü

Önemli Notlar:
Geleneksel olarak sağlık hizmetlerinde, ‘’hasta zarar gördüyse, biri hata yapmıştır’’ düşüncesi hakimdir. Zararlanmanın ardından hastanın standart bakım hizmeti alıp almadığı incelenir. Olayda kusuru, ihmali, kural ihlali ya da bilgi eksikliği bulunan sağlık çalışanı saptanır ve daha dikkatli olması için uyarma, kınama, eğitime tabi tutma ya da işine son verme gibi cezalara çarptırılır. Günümüzde artık bu tür yaklaşımların sağlık hizmetindeki hataları azaltmadığı, tıbbi hataların çoğunun bir kişiden çok; sağlık sistemindeki yetersizliklerden kaynaklandığı anlaşılmıştır ¹ . Sağlık hizmetinde gerçek bir iyileştirme amaçlanıyorsa hatanın saptanmasından raporlanmasına, analizinden önlenmesine kadar geçen süreçte yeniden yapılanma gereklidir.

Hata analizi: Tıbbi hata mı, komplikasyon mu?
Dikkatsizlik ya da ihmal sonucu oluşan, can veya mal kaybına neden olan öngörülmemiş ve planlanmamış talihsiz olaya Kaza.; “belirli bir davranış ya da uygulama sürecinden sapmak, kabul edilmiş standart uygulamayı ihlal etmeye ise Hata denilmektedir ². Sağlık hizmetlerinde de ‘’istenmeyen yan etki’’, ‘’izin verilen risk’’ şeklinde tanımlanan ve karakteristik olarak öngörülemeyen ve eldeki yöntemlerle önlenemeyen komplikasyonla; bilgisizlik, deneyimsizlik ya da ihmal nedeniyle hastanın zarar görmesi” biçiminde tanımlanan tıbbi hata (malpraktis)³ arasında kaza/hata ilişkisine benzer bir durum söz konusudur.

Kim suçlu yerine, neden önlenemedi?
Öngörülebilir ve önlenebilir tıbbi hataları bireyler üzerinden tanımlamak, ‘’Çürük Elma Teorisi’’nin özelliğidir. Bu teoriye göre hizmetin kalitesini belirleyen unsurlar bireyin vicdanı, cezalar ve cezalardan kaynaklanan tazminatları finanse edecek bir sigorta sistemidir. Hatanın tek bir kök nedeni olduğunu, tıbbi hataların üçte ikisinin insan kaynaklı olduğunu, hataya eğilimli güvenilmez insanlar olmasa; karmaşık sistemlerin bile iyi işleyebileceğini, dolayısıyla insan hatasının hoş olmayan bir sürpriz olduğunu kabul eden teoriye göre ‘’çürük elmalar’’ uzaklaştırılırsa sistem düzgün çalışacaktır. Teorinin bu kadar popüler olması da boşuna değildir; soruna kolaycı ve ucuz bir çözüm sunmakta, yöneticileri ve dolayısıyla sistemi aklamaktadır, profesyonelleri aldıkları eğitim ve ücret karşılığında hatasız çalışmak zorunda oldukları gibi bir yanılsamayla baş başa bırakmaktadır⁴.
Oysa sisteme odaklı yaklaşımda tıbbi hata tüm boyutlarıyla incelenir. Sistemin tüm unsurlarını (altyapı, çalışma koşulları, örgütlenme biçimi, eğitim, insan psikolojisi) ve bu unsurların karşılıklı olarak birbirlerini değiştirebildiklerini en önemlisi de hatanın insan doğasının bir parçası olduğunu ve tamamen ortadan kaldırılamayacağını kabul eder. Günümüzde insan unsuru uygulamalı bilimlerden biri haline gelmiştir. Sistem, organizasyon, makina ya da araç gereç tasarımında etkinlik, güvenlik ve rahatlık gibi bileşenleri dikkate alan ve bunu sağlık sistemlerine uyarlayan çalışmalar yapılmıştır⁵˒⁶. James Reason’a göre sisteme odaklı yaklaşımda hata ve dolayısıyla zararlanmaya karşı savunma katmanlar halinde dizilmelidir. Öne sürdüğü ‘’İsviçre Peyniri’’ modelinde Reason (Şekil 1), her dilimdeki deliklerin sürekli yer değiştirdiği, açılıp kapandığı ve bir dilimdeki deliğin tek başına hasara yol açmadığı, buna karşılık zaman içinde bir noktada, tüm deliklerin aynı hizada bulunmasıyla zararlanmaya yol açacak fırsatın ortaya çıkabileceğini belirtmektedir. Tehlikeden zararlanmaya doğru giden çizgide yapılan geriye dönük incelemeler kimin hata yaptığıyla değil; hangi önlemin işe yaramadığıyla ilgilenir ⁷˒⁸.

Tıbbi hata bildirimi (Raporlama):
Sağlık sektörü, havacılık ya da nükleer enerji gibi yüksek riskli endüstrilerle karşılaştırıldığında temel güvenlik uygulamaları açısından oldukça geride kalmıştır. Havacılık sektörü, zararlanmayla sonuçlanmasa da hata bildirimini destekleyen hatta ödüllendiren, tıp literatürüne de aynı adla geçen ‘’near-miss morbidity’’ (hayatı tehdit eden ağır morbidite) gibi kavramları tanıtmasıyla örnek olmuştur ⁹. Ancak sağlık sektöründe cezalandırılma endişesi başta olmak üzere tıbbi hata bildirimi gelişmemiştir. Tıbbi hata bildirimi zararlanma gerçekleştikten sonra sağlık çalışanlarının doldurması gereken basit bir form olmaktan çıkıp, zararlanma olmasa dahi bildirilmesi gerekli bir erken uyarı işlevine kavuşturulmalıdır. Tıbbi hata bildirimi cezalandırıcı olmayan yaklaşımla desteklenmeli, raporun içeriğinin yargılamada kullanılamaması gibi ayrıcalıklarla yasalarda yer alması sağlanmalıdır. Sağlık çalışanları yaptıkları bildirimden sistematik bir sonuç çıkarıldığını, bunun kendileri ve hastalar için yararlı olduğunu görürlerse; ayrıca verdikleri bilgilerin kendilerine karşı kullanılmayacağına ikna olurlarsa tıbbi hata bildirimi artacaktır ¹⁰.

Tıbbi hatanın açıklanması (ifşa etme) ve özür dileme:
Tıbbi hata durumunda olayın hasta/hasta yakınına tamamıyla açıklanması tutulacak en doğru yoldur. Tıbbi etik, hastaya saygı ve dürüstlük bunu gerektirir. Ancak tıbbi hatanın açıklanması ve arkasından gelen özür hekimlerde birtakım haklı endişeler yaratmaktadır. Araştırmalar hem hekim hem de hastaların tıbbi hatanın açıklanmasından yana olduklarını ancak birçok hekimin kendi profesyonel bakış açısı içinde gerekli değilse açıklama yapmadığını ortaya koymuştur ¹¹. Hekimler açıklamanın davaya neden olması, hastanın güvenini zedelemesi, hekimin kendine güvenini azaltması gibi korkularla baş başadır. Öte yandan ölümle ya da ağır morbidite ile sonuçlanmamış tıbbi hatalar açıklanmalı mıdır sorusu da hekimler arasında farklı yanıtlanmaktadır. Hastalar tıbbi hatanın kendilerine açıklanmasını ezici bir çoğunlukla isterken hekimler dava edilme korkusu başta olmak üzere bilinen endişelerden ötürü neyin, ne kadar açıklanacağı konusunda çok duyarlı davranmışlar ve açıklamanın ‘’dikkatli seçilmiş sözcüklerle’’ yapılması gerektiğinde birleşmişlerdir ¹².
Tıbbi hatanın ardından özür dilemek insani ve gerçekçi bir tutumdur. Ancak yasal olarak aleyhte kullanılabileceği endişesi ile özür dilenmemesi oldukça sıktır. Hasta açısından bakıldığında özür içermeyen açıklamanın yetersiz bulunduğu ve dava edilme riskini artırdığı bilinmektedir. Tıbbi hatanın tam olarak açıklanmasıyla birlikte hasta/hasta yakınından özür dilenmesi daha düşük tazminat taleplerine neden olmaktadır. Ayrıca özür dileyen hekim hastasının gözünde pişmanlık duyan, daha dürüst ve gelecekte aynı hatayı tekrarlamayacak biri olarak görüldüğünden uzlaşma kolaylaşmaktadır. Bununla birlikte açıklama ve özrün yasal ve disiplin işlemlerinde hekimin aleyhine kullanılması ihtimalini ortadan kaldıran yasal düzenleme gereklidir ¹³.

Kadın Doğum Pratiğinde Hekim Davranışı ve Dava Edilme riski:
Kadın Hastalıkları ve Doğum hekimliği tıbbi-hukuki açıdan en riskli branşların başında gelmektedir ¹⁴. Özellikle ülkemizde kötü koşullarda ve düşük ücretler karşılığında çalışmak zorunda olan Kadın-Doğum hekimleri, gittikçe artan davalar nedeniyle oldukça zor bir dönemden geçmektedir. Fakat kadercilik ya da sızlanmak yerine kanıtlara yönelmeli; hastaları tıbbi hatalara bağlı zararlardan, hekimleri de davalardan koruyacak önlemleri uygulamalıyız. İşe önce kendimizden başlayalım:
Araştımalara göre kimi kadın doğum hekimleri diğer meslektaşlarına göre daha fazla dava edilmektedir ¹⁵. Ayrıca hekimlerin insanlara karşı davranışlarıyla mahkemeye verilmeleri arasında güçlü bir ilişki olduğu anlaşılmıştır ¹⁶. Kırıcı hekim davranışı tıbbi hata riskini iki şekilde artırır ¹⁷:
Birincisi; geçimsiz, kaba, iş arkadaşlarına kötü davranan bir hekim, uyumu bozarak ekip çalışmasından beklenen destekleyici, tamamlayıcı işlevsel özellikleri ortadan kaldırmaktadır. Hekim tıbbi hatanın önlenmesi, fark edilmesi ya da düzeltilmesi için yardıma gereksinim duyduğu kişileri kendinden uzaklaştırmış olur.
İkincisi; böyle bir hekimin neden olduğu hasta hoşnutsuzluğu ortada tıbbi hata ya da bir komplikasyon yokken bile dava edilme riskini artırmaktadır.

Hasta/hasta yakınları Kadın Doğum Hekimini neden dava ediyor?
Ailelerin dörtte biri Kadın Doğum hekimini parasal nedenlerle mahkemeye vermektedir (Tıbbi bakım giderleri, uzun dönem finansman desteği, vb). Diğer nedenler arasında verilen tıbbi hizmetin, bir başka sağlık profesyoneli tarafından kötülenmesi (%35), iletişim bozukluğu, bilgi alamama (%20), hekime olan kızgınlık, öç alma duygusu (%20) yer almaktadır. Kimi zaman bir çocuk hastalıkları hekimi tarafından ima şeklinde bile olsa ‘’doğum travması’’na atıfta bulunulması ailenin mahkemeye gitmesine neden olabilmektedir. İlginçtir, kimi durumlarda verilen tıbbi bakım hizmetinin uygunsuz/kötü/yetersiz olduğunu söyleyen de bir Kadın Doğumcu olabilmektedir ¹⁹.
Mahkemeye giden her 5 aileden biri ‘’Kimse bize neler olup bittiğini anlatmadı’’ diye yakınmaktadır. Kimi durumlarda aile verilen bilgiyi bir spekülasyonlar ve olasılıklar karmaşası gibi algılamaktadır. Bu tür zorlukları aşabilmek için 2 yöntem önerilmiştir ²⁰:
1. Soru-açıklama-soru: Bu teknikte hastadan soru sorması istenir, soru yanıtlandıktan sonra, başka bir soruya geçilir; süreç hastanın başka sorusu kalmayıncaya kadar bu şekilde devam eder.
2. Anlat-anlattır: Bu teknikte herhangi bir bilgi ya da tıbbi kavram hastaya açıklamalı olarak anlatılır sonrasında hastanın ne anladığı sorulur. Hastanın yanlış ya da eksik anladığı düşünülürse süreç baştan alınır.

Neden bazı Kadın Doğum hekimleri daha çok mahkemeye veriliyor?
Sloan ve ark. Florida Sigorta Komisyonu verilerine dayanarak yaptıkları çalışmada dava edilme açısından Kadın Doğum hekimlerini 3 gruba ayırmıştır ²¹:
a. Hiç dava edilmeyenler
b. Nadiren dava edilenler
c. Sık dava edilenler (>0.5 dava/yıl)

Florida’da kadın doğum hekimlerinin % 6’sı sık dava edilen gruba girmektedir. İlginç olanı, sonraki yıllar boyunca yapılan izlemlerde; dava edilme açısından yüksek riskli olan hekimlerin yine sık dava edilenler grubunda, düşük risklilerin de, az ya da hiç dava edilmeyenler grubunda kalmaya devam ettikleri anlaşılmıştır ²². Hasta odaklı incelemelerde eğitimli ve varlıklı ailelerin, eğitim düzeyi düşük ve yoksul olanlara göre 8 kat fazla dava açtığı anlaşılmış ancak bu davaların hekimin risk grubuna göre değişmediği saptanmıştır ²³. Bir Kadın doğum hekiminin özellikle kompleks olgular ve yüksek riskli gebelerle uğraşıyor olmasının daha sık dava edilmesiyle ilişkisi gösterilememiştir. Benzer şekilde sık dava edilen Kadın Doğum hekimlerinin bilgi ve becerilerinin de düşük riskli gruptan farklı olmadığı bulunmuştur. Ancak sık dava edilen gruptaki hekimler insan ilişkileri yönünden araştırıldığında, hiç dava edilmeyen gruba göre 3 kat daha fazla şikayet edildikleri görülmüştür. Bu hekimler tarafından izlenen gebelerin; dikkate alınmadıkları, aceleye getirildikleri, kendilerine açıklama yapılmadığı yönünde yakınmaları olmuştur. Yüksek riskli hekim grubu tarafından izlenen gebelerin %10’u gebelik izlemi sırasında bir şekilde hekimin kendilerine bağırdığını belirtmişlerdir ²⁴.

Tıbbi hataya maruz kalan, kötü muamele gören, ya da kötü/yetersiz/uygunsuz sağlık hizmeti aldığını düşünen herkes şikayetçi oluyor mu?
Genelikle, klinik açıdan kötü sonuç olmadan, başka deyişle hasta zarar görmeden hekim aleyhine dava açılması nadirdir. Bu durumda tıbbi risklerin azaltılması hukuki riskleri de azaltacaktır. Ancak ihmal nedeniyle hastanın zarar gördüğü birçok durumda dava açılmamasına karşın, klinik açıdan kötü sonuçlanmış ancak herhangi bir tıbbi hata ya da ihmalin bulunmadığı birçok olguda da Kadın Doğum hekimi mahkemeye verilebilmiştir. Çalışmalar, ihmal nedeniyle hastanın zarar gördüğü durumların %2-4’ünde dava açıldığını ortaya koymuştur ²⁵.
Annandale ve ark.²⁶ yaptığı bir çalışmaya göre hastanın sağlık çalışanları hakkında şikayetini dile getirme oranı 1/90 civarındadır. Bir başka deyişle, herhangi bir sağlık çalışanı hakkında şikayette bulunan 1 hastaya karşılık şikayetini dile getir(e)meyen 20 ila 90 mutsuz hasta var demektir. Bu nedenle az sayıda şikayet dahi dikkatle incelenmeli ve daha kaliteli hizmet için bir fırsat olarak değerlendirilmelidir.
Unutulmamalıdır ki, tıbbi açıdan işler ters gittiğinde dava edilme riskini belirleyen en önemli unsurların başında hasta-hekim ilişkisi gelmektedir.

Kadın Doğum Pratiği açısından mahkeme korkusu ve defansif tıp
Amerikan Kadın Doğum Birliğine²⁷ (ACOG) göre , bir ACOG üyesinin meslek yaşamı boyunca dava edilme riski %89’dur. Tablo 1’de tıbbi-hukuki riskler yüzünden Kadın Doğum pratiğinde hekimlerin yaptıkları değişiklikler ve oranları gösterilmektedir.
Tablo1: Kadın Doğum pratiğindeki değişimler

Türkiye’den bir kesit: İstanbul Kanuni Sultan Süleyman EAH verileri:
Kanuni Sultan Süleyman EAH (Eski Bakırköy Doğumevi) ağırlıklı olarak Kadın Hastalıkları Doğum ve Çocuk Hastalıkları bölümlerinde hizmet veren ve 2011 yılından bu yana 648 yataklı A1 genel dal hastanesine dönüşmüş bir hastanedir. 2012 yılında polikliniklere 727.399 adet başvuru olmuş bunlardan 48.108’i yatarak tedavi edilmiştir. Bu süre içinde SABİM, BİMER, hastane web sitesi ve hasta hakları kurulu aracılığı ile yapılan şikayet sayısı 2167 adet (% 0.3) olup hastane idaresine yapılan ve kayda geçmeden yerinde çözülen şikayetler bu sayının dışındadır. Hasta Hakları komisyonuna yapılan 389 adet şikayet başvurusunun 278’i (% 71) yerinde çözülmüş 111 tanesi ise (% 29) Hasta Hakları Kurulunda görüşülmüştür. Hasta Hakları Kurulunda görüşülen şikayetler incelendiğinde:
Şikayetçilerin %81’inin lise/üniversite mezunu olduğu (okur-yazar olmayan ve ilköğretim mezunu %16), şikayet edilenlerin ise %66’sının hekim olduğu görülmüştür. En fazla şikayet polikliniklerden kaynaklanırken (%40), acil servis ve yataklı servisler ikinci sırayı almıştır (%20). Şikayet nedenlerine bakıldığında saygınlık ve rahatlık görememe ile bilgilendirilmeme %38’lik bir orana sahipken genel olarak hizmetten yararlanmadığını düşünenlerin oranı %45’i bulmaktadır. Kurulda tartışılan şikayetlerin 17 tanesinde (% 15) hasta hakları ihlali olduğu düşünülmüş ve 2 tanesinde sağlık çalışanı ceza almıştır. Hasta hakları ihlali yaptığına karar verilen sağlık personeli içinde hekimlerin oranı %41’dir. Buna karşılık 2012 yılında savcılık soruşturmaları esas alındığında hastanemiz sağlık çalışanlarına karşı açılmış 9 adet dava olduğu anlaşılmıştır.

Dava edilmemek için neler yapılabilir?
1. Kanıta Dayalı Tıp Uygula!
Tıbbi hatayı ve dolayısıyla hukuki riskleri azaltmanın en etkin yolu iyi hekimlik uygulamalarıdır. Uluslararası Kadın Doğum Derneklerince yayınlanan kanıta-dayalı kılavuz ve protokoller önemli avantajlar sağlamaktadır. Bu kılavuzlar hekimleri kısıtlayıcı (yasak koyucu) ya da klinik yargının yerine geçen uygulamalar olarak görülmemelidir. Dahası bu klavuzlara birebir bağlı kalarak hukuki sorumluluklardan kurtulmak da söz konusu değildir ²⁸.

2. Organizasyonel sorunları çöz!
Sistemden kaynaklanan sorunların anlaşılmasını sağlamak ve bakım hizmetini tıbbi hatayı en aza indirecek şekilde kurumsallaştırmak gereklidir. Birkaç örnek verilirse:
a. Hasta yükünün ve çalışma saatlerinin fazlalığına bağlı tıbbi hata riski
b. Patoloji, radyoloji raporları ya da diğer laboratuar sonuçlarının klinisyen tarafından zamanında görülmemesi ya da sonuçların hastaya bildirilememesi
c. Sevk ya da konsultasyon isteminde bulunmak ancak işlemi yaptırmamak, işlemi yaptırmak ancak sonuçlarını al(a)mamak
d. İlaç alerjisini gözden kaçırmak, hastaya yanlış tedavi uygulamak
Mahkemelerde sisteminden kaynaklanan tıbbi hataları savunmak zordur. Ne yazık ki bu durumlarda Kadın Doğum hekimi kurumsal işleyişin eksiklerinden, organizasyonel hatalardan da sorumlu olmaktadır.

3. Denetle!
Bir klinikte bulunan (ebe, asistan, yardımcı sağlık personeli) sağlık çalışanlarının standart tıbbi bakım hizmeti verebilmesi için gerekli bilgi beceriye sahip olup olmadığını saptamak, gerektiğinde bu kişilere eğitim verilmesini sağlamak, kliniği yönetip denetlemek yasal olarak Kadın Doğum hekiminin sorumluluğundadır. Ayrıca ebe, hemşire ve asistanların bilgi, beceri ve deneyimlerini aşan durumlarda yalnız başına karar verip hareket etmelerine engel olmak, mutlaka bir uzman hekim kontrolünde hizmet verilmesini sağlamak da yönetici konumundaki Kadın Doğum uzmanının görevidir ²⁹. Sonuçta, bir Kadın Doğum hekiminin verdiği karar, yanlış da olsa savunulabilir, ancak görev yerinde bulunmaması savunulamaz.

4. Hastayı dinle, bilgilendir, eğit!
Kanıta dayalı tıp ve hekim deneyiminin önemi büyüktür. Ancak hastanın duyguları, sezgileri, kullandığı ifadeler ve hatta kendi kendine koyduğu tanılar bile göz ardı edilmemelidir. İşler ters gittiğinde hasta/hasta yakınının ‘’Ben demiştim, ama kimse beni dinlemedi’’ türünden serzenişlerinin ne kadar rahatsız edici olduğu unutulmamalıdır. Genel Cerrahlar ve pratisyen hekimleri içeren bir çalışmada; haklarında hiç dava açılmamış hekimlerin hasta başı vizitlerinin daha uzun, hastasıyla yaptığı konuşma sayısının daha fazla olduğu, hastayla ilişkisinde rahatlatıcı, oryantasyonu artırıcı cümleler kullandığı, daha fazla güldüğü ve daha fazla güldürdüğü ortaya çıkmıştır. Ayrıca hekimlerin konuşma içerikleri de değerlendirilmiş ve hasta için hekimin ne söylediğinden çok, nasıl söylediğinin önemli olduğu anlaşılmıştır ³⁰.

5. Konsultasyon iste, gerekirse sevk et!
Hasta kaybetme korkusu, sevk zincirinin işletilememesi, ilgili branştan konsultan bulunmaması gibi farklı nedenlerle konsultasyon ya da hasta sevki yapılamayabilir. Ancak ikinci bir görüşün tıbbi hata riskini azalttığı bilinmelidir.

6. Kayıtları tut, belgeleri sakla!
Tıbbi-hukuki açıdan belki de en önemli unsurların başında sağlıklı ve düzenli kayıt tutulması gelmektedir. Hasta bakımına ilişkin kayıtlar yoksa ya da eksikse bunun standart bakım hizmeti olarak kabul edilmesi mümkün görülmemektedir. Uygulananacak girişimin niteliğini, komplikasyonlarını, tedavi verilmezse hastalığın gelişimini anlatmak , tedavinin reddi durumunda belgelemek ve hastaya ilişkin kayıtların düzenli tutulması hem savunmayı kolaylaştırmakta hem de hasta/avukatların davadan vazgeçmelerine neden olabilmektedir. Hasta dosyalarında aydınlatılmış onam formları, tanı ve tedavi planları, ayırıcı tanılar, tedavi seçenekeleri, hasta uyumu ve tercihlerini gösteren notlar bulunması, sadece pozitif bulgular değil ayırıcı tanıları dışlamaya yönelik negatif bulguların da belirtilmesi yararlı olacaktır. Laboratuar verileri, vital bulgular, ultrasonografik incelemelerin basitçe tanımlanmaları yerine objektif izlem çizelgeleri, ya da ultrason çıktıları (dijital kopyalar) halinde dosyada bulundurulması daha sağlam ve geçerli olacaktır. En önemlisi, dosyadaki bilgiler üzerinde sonradan değişiklik yapmak (ekleme, silme, karalama vb) kesinlikle kaçınılması gereken bir davranıştır ³¹.

7. Ekip çalışmasını destekle!
Salas ve ark.³² ekip çalışmasının ana unsurlarını liderlik, ekip üyelerinin birbirlerinin performanslarını değerlendirmesi, desteklemesi ve ekip uyumu olarak tanımlamıştır. İşlevsel bir ekip 2 ya da fazla kişiden oluşan, her üyenin önceden belirlenmiş ayrı görevleri olan ancak ortak bir amaç doğrultusunda çalışan topluluktur. Ekip çalışması 3 ayrı yönden tıbbi hata riskini azaltmaktadır:
a)
çalışanlar arasında iletişimi geliştirmek, bakım hizmetinde koordinasyonu artırmak, yeni plan ve modeller geliştirebilmek;
b) hasta sağlık çalışanı ilişkisinde iyileşme
c) mahkeme durumunda daha iyi savulunabilir hizmet verme.
Unutulmamalıdır ki, bir davacı avukatı için ekip arkadaşlarını eleştiren ya da biribirlerini suçlayan sağlık çalışanları bulunmaz fırsattır.

8. Diğer hekimlerin uygulamalarıyla ilgili yorumlarda objektif ve adil ol!
Hickson’a¹⁸ göre perinatal dönemdeki maternal/fetal hasarlanmalar sonrası aileyi dava açmaya yönelten en sık neden, yakın aile çevresi dışından verilen tavsiyelerdir. Bu tavsiye sahiplerinin %56’sı profesyonel sağlık çalışanıyken ancak %19’u hukukçudur. Sağlık çalışanları diğer meslektaşları hakkında yorum yaparken kasıtlı olarak onları kötüleyen suçlayıcı ifadeler kullanmasalar da; dikkatsiz seçilmiş bir sözcük ya da amacını aşan bir cümle aile tarafından yanlış anlaşılabilmektedir. Doğruları söylemek bir hekimin hem etik hem de yasal açıdan görevi olmalıdır. Bir başka hekimin uygulamaları hakkında olaya ait tüm bilgiler elde olmaksızın, suçlayıcı yorumlar yapmak kabul edilemez bir davranıştır.


Kaynaklar

1. Mulligan MA, Nechodom P. Errors and Analysis of Errors Clin Obstet Gynecol 51;4: 656-665
2. Civaner M. “Malpraktis” yerine “hizmet kaynaklı zarar”. Türk Pediatri Arşivi. 2011;46:6-11.
3. Sağlık Alanında “Hizmet Kaynaklı Zarar”:Hekimler Ne Diyor? Birinci Baskı, Haziran 2011, Ankara Türk Tabipleri Birliği Yayınları ISBN 978-605-5867-46-1
4. Dekker S. The Field Guide to Human Error Investigations. Burlington, VT: Ashgate;2002.
5. Institute of Medicine. To Err is Human Building a Safer Health System.Washington DC: National Academy; 1999.
6. Helander M. The Human Factors Profession: Handbook of Human Factors and Ergonomics. New York: Wiley; 1997.
7. Reason J. Human error: models and management. BMJ. 2000 18;320: 768-70.
8. Reason J. Managing the Risks of Organizational Accidents. Burlington, VT: Ashgate: 69–71.
9. BJ. Youngberg. Evet reporting: the value of nonpunitive approach. Clin Obstet Gynecol 2008 51;4: 647-55
10. Reason J. Safety paradoxes and safety culture. Injury Control & Safety Promotion 2000, 7;1: 3-14
11. Gallagher TH, Waterman AD, Ebers AG, et al. Patients’ and physicians’ attitudes regarding the disclosure of medical errors. JAMA. 2003;289:1001–1007.
12. Kohn LT, Corrigan J, Donaldson MS; Institute of Medicine (US), Committee on Quality of Health Care in America. To Err is Human: Building a Safer Health System. Washington, DC: National Academy Press; 2000.
13. Pelt JL, Faldmo LP. Physician Error and Disclosure. Clin Obstet Gynecol 2008 51;4 700-708
14. Hickson GB, Entman SS. Physician Practice Behaviour and Litigation Risk: Evidence and Opportunity. Clin Obstet Gynecol 2008 51;4 688-699
15. Sloan FA. The injuries, antecedents, and consequences. In: Sloan FA, ed. Suing for Medical Malpractice. Chicago: The University of Chicago Press; 1993:31–50.
16. Brennan TA, Leape LL, Laird NM, et al. Incidence of adverse events and negligence in hospitalized patients. N Engl J Med. 1991;324:370–376.
17. Levinson W, Roter DL, Mullooly JP, et al. Physician-patient communication. JAMA. 1997;277:553–559.
18. Hickson GB, Clayton EW, Githens PB, et al. Factors that prompted families to file medical malpractice claims following perinatal injuries. JAMA. 1992;267: 1359–1363
19. Vincent C, Young M, Phillips A.Why do people sue doctors? Lancet. 1994;343: 1609–1613.
20. Hewson MG. Clinical teaching in the ambulatory setting. JGen InternMed. 1992;7:76–82.
21. Sloan FA,Mergenhagen EM, Burfield B,et al. Medical malpractice experience of physicians: predictable or haphazard? JAMA. 1989;262:3291–3297.
22. Bovberg RR, Petronis KR. The relationship between physicians’ malpractice claims history and later claims: does the past predict the future? JAMA. 1994;272: 1421–1426.
23. Burstin HR, Johnson WG, Lipsitz SR,et al. Do the poor sue more? JAMA.1993;270:1697–1701.
24. Entman SS, Glass CA, Hickson GB,et al. The relationship between malpractice claims history and subsequent obstetric care. JAMA. 1994;272: 1558–1591.
25. Hickson GB, Federspiel CF, Blackford JU, et al. Patient complaints and malpractice risk in a regional healthcare center. SMJ. 2007;100:791–796.
26. Annandale E, Hunt K. Accounts of disagreements with doctors. Soc Sci Med. 1998; 46:119–129.
27. Wilson N, Strunk AL. Overview of the 2006 ACOG Survey on Professional Liability. ACOG Clin Rev. 2007;12:13–16.
28. 29. Williams DG. Practice patterns to decrease the risk of malpractice suit. Clin Obstet Gynecol 2008 51;4: 680-87.
29. Localio AR, Lawthers AG, Brennan TA,et al. Relation between malpractice claims and adverse events due to negligence:results of the Harvard Medical Practice Study III. New Engl JMed. 1991;325:245–251.
30. Virshup BB, Oppenberg AA, Coleman MM. Strategic risk management: reducing malpractice claims through more effective patient-doctor communication. Am J Med Qual. 1999;14:153–159.
31. Mann S, Pratt SD. Team approacch to care in labor and delivery Clin Obstet Gynecol 51;4: 666-79
32. Salas E, Prince C, Bowers CA, et al.A methodology for enhancing crew resource management training. Hum Factors. 1999;41:161–172.